Hoşlandığımız Birisine Nasıl Açılsak?

Hoşlandığımız birisi var. Henüz hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Ama hoşlanıyoruz:)

(Hakkında pek bir şey bilmediğimiz birisinin neyinden hoşlanıyoruz acaba, bu ayrı bir başlık olsun :))

Onu görünce içimiz kıpır kıpır. Görmeye de çabalıyoruz. Ne zaman, nerede bulunur, nereden çıkar, nereye gider, nereye takılır… Karşılaşma olasılıklarımızı artırmak için beynimiz bunları en güzel şekilde işliyor.

Adını biliyor muyuz? Aynı yerde mi okuyoruz? Çalışıyoruz? Yaşıyoruz?

Bunlardan birisi olduğunu varsayalım. Diğer türlüsü pek bir zor olacak gibi. Öyle birisi olsun ki tekrar tekrar görme ihtimalimiz olsun: artık otobüs durağı mı diyelim, spor salonu mu, kurs mu… Hatta ortak arkadaşımız olsun. En azından onu bizden bir tık iyi tanıyan birisi. Adını bilmek sorun olmaz bu durumda. Etrafa da çaktırmak istemiyor olalım. Neticede ilişkisi var mı yok mu, ortamda başka bir aday söz konusu mu, gerçekten tanıyınca hoşlanacağımız birisi mi çok bilinmeyen var.

Gördük, beğendik. Sosyal medyadan izin verdiği ölçüde keşfetmeye çalıştık. Halini tavrını da gözlemleme fırsatı bulduk, henüz bizi iten bir şey olmadı. Bazen radarımıza giren birisi sonradan hiç de çekici gelmez. Hatta “Ya ben nasıl bundan hoşlanmışım!” deriz. Bu yüzden daha çok tanımak istiyoruz. Bakalım gerçekten hoşlanacağımız birisi mi.

İşte tam da bu noktada ne yapsak, ya da ne yapmasak?

Alelade, ısrarcı, çapkın, itici görünmek istemiyoruz hatta mümkünse havalı, cool olmayı tercih ederiz.

Neler yapıyoruz bir bakalım:

Genelde önce karşı tarafın hareketlerinden bilgi toplamaya, hal ve hareketinden bizden hoşlanıp hoşlanmadığını anlamaya çalışırız.

Mantıklı. Gözlem yapmak en azından ilk etapta bize bir çerçeve çizecektir.  Düzenli bir şekilde görüştüğü birileri var mı, onu almaya gelen giden…? Uzun telefon konuşmaları, sürekli elde telefon mesajlaşmalar falan… O bize bakıyor mu, aynı şekilde ihtimalleri artırmaya çalışıyor mu…?

Şöyle bir kötü tarafı var bu durumun. Uzar da uzar… Bir bakmışsınız her şeyi yorumlamaya çalışıp bir anlam çıkarmaktan enerjiniz tükenmiş. Karşı tarafı tanımadığımız için onun neyi, neden yaptığını bilemeyiz. Bu sebeple de anladığımızı sandığımız  fal bakmaktan öteye geçemez çoğu zaman. Hatta bazen “kesin bana aşık” diyecek kadar ileri gideriz. Bazense kendi kendimize kuruntulanıp vazgeçecek oluruz.

Bu süreci fazla uzatmamak en iyisi. Gözümüzün önündeki görelim ama fazlaca kurup kaldırmayalım.

Araya birini sokup bilgi almaya çalışmak

Ne kadar güvenilir olur? Belki aracı yapmaya çalıştığımız kişiden hiç hoşlanmıyordur. Belki aracı olan kişi öyle bir üslupla konuya giriyordur ki daha o dakika kaçma hissi uyandırıyordur. Belki de olur gibi olanın o naif havasını bozuyordur. Açıkçası bir aracı ile havayı koklamaya çalışmak oldukça riskli bence. Daha iyisi bulunabilir kesinlikle.

İlk hamleyi kim yapsın? Neden ben yapıyorum kısmı

Zor bir soru çünkü ilk hamle dediğimiz şey “hamle” sayılıp sayılamayacak kadar belirsiz olabiliyor. Hamle derken tanışmayı mı, ilk konuşmayı mı, gülümsemeyi mi, yoksa teklifi mi saymalıyız?

Kim yapsın? Kimin cesareti, isteği daha çoksa o yapsın. Kim daha öz güvenliyse, kim daha çok heyecanlıysa, kim daha rahatsa veya tez canlıysa 🙂

Bilmem ki, kim yapsın?

Veya şu da olabilir:

En güzeli karşılıklı adımlar olabilir. Biraz ben, biraz sen. Çok kurmacaya girmeden doğal bir tanışma mesela. Şöyle bir sohbet ayaküstü. Karşımızdaki de memnunsa bizimle konuşmaktan belki laf lafı açar. Laf lafı açıyor mu sahiden? Sorularımıza kısa kısa cevaplar verip bizi geçiştiriyor mu yoksa? O da sohbet etmek istiyor mu? Bize bir şey soruyor mu? Merak ediyor mu, tanımak istiyor mu?

Örneğin bir yere davet ettik diyelim, gelemeyecek olsa bile o an, telafi etmek için o bir yere davet ediyor mu?

Bence herhangi bir tarafın bundan daha fazla çabalamasına gerek yok. Haksız mıyım?

Zaten birbirimizi tanımıyoruz. Biraz hoşlandık, bir elektrik aldık, ama hepsi bu. Daha çok tanımaya ihtiyacımız var. Eğer karşı tarafın bariyerleri varsa, ne bileyim aşk acıları, korkuları, dili yanmışlıkları, hayal kırıklıkları, tabuları, ağırdan almaları, nazlanmaları… Bırakalım yapsınlar 🙂 Ama gerçekten bırakalım: Yavaş yavaş uzaklaşalım 🙂

Ne kadar basit, net, acısız, sıkıntısız, temiz.

Mesajımız şu olsun:

Seni tanımak istiyorum, sen de beni tanımak istersen o zaman lütfen sen de ilgili olduğunu belli et.

Kim bilir belki de iyi anlaşırız, iyi ki varsın deriz birbirimize.

💕💕

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s