Cinsiyetçi Olmamak, Birbirini Var Etmek

  1. Kadın ve erkek rollerimiz bulunduğumuz coğrafi konuma, çağa, döneme, zamana, topluma göre değişiyor. Bu biçilmiş rollere toplumsal cinsiyet diyoruz. Bir başka deyişle toplumun uydurduğu bir cinsiyet tanımı bu. Oysa bir çağda kadınların yaptığını başka bir zamanda erkekler yapıyor, dünyanın bir yerinde  erkeklerin yaptıklarını başka bir yerde kadınlar yapıyor. Hiçbir şey kati değil. Akışkan ve değişken 🙂
  2. Ama tüm sistem bu cinsiyetçiliği pompalıyor: Aile, konu komşu, toplum, kitaplar, şarkılar, haberler, hikayeler, romanlar, gazeteler, okul, eğitim sistemi… Ne yapıp ne yapamayacağımızla ilgili bizi şartlıyorlar: “Öyle yap, böyle yapma.” “Sen şusun, şunu yapabilirsin, bunu yapamazsın… ” diye.
  3. Bizi tanımlamaya, çerçevelemeye çalışıyorlar “erkek gibi” veya “kadın gibi” diyerek. Gibisi nedir?“Gibi” fazladır.
  4. Benzer şekilde  “Kadın dediğin…“, “Erkek dediğin…” diye başlayan cümleler kuruyorlar. Bu cümleler hiç başlamasın daha iyi. Ne olduğumuzu, nasıl olmamız gerektiğini birinin bize söylemesine, dikte etmesine, öğretmesine ihtiyacımız yok. Tanımımızı yapmasına, çerçevemizi çizmesine, bize sınır koymasına da ihtiyacımız yok.
  5. Nasılsak öyleyizdir. Bizi biz yapan bir sürü başka şey var cinsiyetimizden gayri. Milyarlarca kadın ve erkeğiz, hepimiz birbirimizden farklıyız. Bir kalıbımız yok. Bir çeşitliliğiz. Tek tip değiliz. Bu yüzden “gibi” si de fazla “dediğin” de.
  6. Ne kadar “erkek” veya “kadın” olduğumuzu tartışıyorlar. Ne kadarı rahatlatır, ne kadarı tatmin eder? Oysa milyarlar kadarız, tek tip değiliz.
  7. Uydurduğu bu rollere göre toplum bir şeyleri normal başka şeyleri anormal buluyor. Kendi kendimizi kalıplara sıkıştırıyoruz. Mesele yalnızca kalıplara sıkışıp kalmak da değil, bazen birbirimize yaşam alanı bile tanımıyoruz.
  8. Bazı cinsiyetleri duymaya tahammülümüz yok mesela. “Kadın” diyemiyoruz. Sebebini sorunca “kaba geliyor” deniyor. Bir cinsiyet “kaba” olabilir mi? Erkek derken göğsü kabaranın kadın derken neden yüzü kızarır?
  9. Duymak istemediklerimizi görmek de istemiyoruz. Görünmez yapıyoruz: Toplumdan dışlayarak, fırsat vermeyerek. Neden duymamak, bastırmak, yok saymak ve tamamıyle ötekileştirmek? Bundan ne kazanmayı umuyoruz? Çıkarımız ne? Bir başkasını ezerek, onun üstünde tahakküm kurarak ne elde edeceğiz?

Oysa varız, eşitiz.

İnsanız: Rengiyle, diliyle, diniyle, cinsiyetiyle, küçüğüyle, büyüğüyle, varlığıyla, yokluğuyla, sağlığıyla, hastalığıyla.

Eşitiz. Birbirimizi ezmeyiz, üzmeyiz, yormayız, kullanmayız, dışlamayız. Ama kucaklarız.

Öyle değil mi?

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s